80'LERİN BAŞINDA OKULU KIRARAK ADA VAPURUYLA YAPILAN BİR GEZİ...

Önceden paraların kendinde toplandığı sorumlu arkadaş jeton kuyruğuna girer, diğerleri de iskelenin giriş kapısındaki turnikelerin önünde yığılırlardı, ki jetonların gelmesiyle birlikte, hızla iskeleden vapura akabilsinler... Vapura binilince, yer tayini daha günler öncesinden yapıldığı için, herkes farklı merdivenlerle de olsa aynı mevkie koştururlardı: Vapurun üst arka açığına!... Burası vapurun en güzel yeridir... Karşılıklı tahta sıralar, üst kattan yol boyunca nefis bir manzara, serin serin esen rüzgâr eşliği... Hepsi bir arada... Grubun karşılıklı oturabileceği en uygun sıralar aceleyle seçilir ve yerleşilirdi. Sıralarda öncelik kız arkadaşlara verilir, kalan erkeklerin bir kısmı da vapurun korkuluklarına oturur, “U” şeklinde bir yerleşme plânı uygulanırdı. Saat tam 8:30 olunca, çoğunlukla bu sefere tahsis edilen Bahçe tiplerinden bir vapur keskin düdüğünü uzun uzun öttürür ve bize harika geçmesini can-ı gönülden arzu ettiğimiz nefis bir eğlencenin başladığının müjdesini verirdi. İşte, doksan dakika kadar sürecek olan asıl yolculuk, bu düdük sesinden itibaren başlamış olurdu artık...

Evden aceleyle çıkıldığından, aramızda aç ve çay içememiş olanlar, bu eksikliklerini, henüz demlenmiş, dumanı tütmekte olan çayları tepsisine dizerek gezmekte olan garsondan aldıkları içecek ve diğer nevalelerle giderirlerdi... Tiryakilik yoluna girmekle girmemek arasında bocalayan kimilerimiz de ilk sigaralarını tüttürürlerdi bu arada, bir taraftan Sarayburnu'nu seyrederken... Ilık bir İstanbul sabahında, vapurdaysanız ve sabah da çay içememişseniz, burada içtiğiniz bu çayın lezzeti, keyfi, unutulmazlığı çok az şeyde vardır... Martıların eşlik ettiği o baş döndüren manzaraya karşı, belli belirsiz bir gün doğusunun içinizi ürperten esintileri eşliğinde, dumanı tüten yeni demli bir bardak çayı yudumlamak, herhalde sadece İstanbullulara verilmiş bir ayrıcalıktır dünyada... Eşi benzeri olduğunu zannetmiyorum bu keyfin!...

Likit ihtiyacı da bu şekilde giderildikten sonra, karnı doyan her Türk gibi, herkesin aklına eğlenmek gelirdi... Düşünsenize, yanınızda ebeveynleriniz olmadan, yaşıtlarınızla birlikte bir vapurun içindesiniz. Muhabbet, haddinden fazla gani... Ortam uyumlu, hava güzel, ders kırılmış, sorumluluklardan birkaç saatliğine de olsa kaçılmış... Daha ne isteyebilir ki o yaştaki bir yeniyetme genç!...

Vapurların hayatımdaki önemi o derece fazla ki; ilk sigaramı dahi bu ada yolculuklarından birinde içtim. Daha doğrusu içmeye çalıştım... Bir gece evvel, rahmetli peder beyin paketinden yürüttüğüm 2-3 sigarayı özenle cüzdanıma yerleştirdikten sonra, ertesi günü vapurda son derece normal bir şey yapar edalarıyla cüzdanımdan çıkarttığım sigarayı yaktığım anda, bütün sınıf arkadaşlarımın bana bakarak, alaylı alaylı ve kahkahalarla güldüklerini hiç unutamıyorum... Nedense bir tek ben gülememiştim...... Çünkü ağzımdaki sigarayı, sınıftaki kızlara (özellikle de Nesrin'e ) hava atabilme sevdasıyla, aceleden filtresinden yakmıştım!...

Yani, tiryakiliğimin başlangıç gününe dahi damgasını bir İstanbul vapuru vurdu: “Dolmabahçe”... Gerçi kendisi çoktan rahmetli oldu ama, ben hâlâ inatla tiryakiliğime devam etmekteyim...  
1. sayfa<<<     >>> 3. sayfa

 

 

 Akın Kurtoğlu   13/12/05  

         80'LERİN BAŞINDA OKULU     KIRARAK ADA VAPURUYLA YAPILAN BİR GEZİ...   

Anasayfa | Portfolyo | Kısa Kısa | Forum | Iletisim | English?
  
  Copyright ©
Mehmet Sina Demiral - 2005 / Istanbul Sitedeki fotoğrafların tüm hakları ve sorumluluğu Mehmet Sina Demiral’a aittir. Fotoğrafların sahiplerinden izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.